Ahmetler Köyü

Köyümüzü, yöremizi, kültürümüzü tanıyalım, tanıtalım.

18 Nisan 2020 Cumartesi

Örnek Çiftçi


Köyümüzde iz bırakanlardan Ramazan Vural (Bağcı Ramazan) hakkın rahmetine kavuşmuştur. Bu yazımı onu anmak için hazırladım. Nurlar içinde yatsın. Yakınlarına başsağlığı dilerim.
...
Ahmetler Köyü son yıllarda büyük yeniliklere tanık oldu. Köye yol, okul yapılması; su, elektrik gelmesi… Bir de köyde sulu tarımın gelişmesi. Köyde erkenci üzüm ekilmesini ilk Ramazan Vural (Belediye Çavuşu, Nüfusçu Ramazan, Bağcı Ramazan lakaplarıyla da anılır) başlatmıştı. Emekli olunca İlçe Ziraat Dairesi ile yardımlaşarak köyde örnek çiftçi olarak ırmak kenarında erkenci üzüm uygulamasını başlattı. Erkenci üzümler sulanınca verimin birkaç kat artması köyümüzde örnek oldu. Köyde erkenci üzüm ekenler ve sulu tarıma geçenler onun bu uygulamasından sonra çoğaldı. Köyümüzün ekonomik durumuna büyük katkıları oldu. Denebilir ki, erkenci üzüm ekimi ve sulu tarıma geçiş konusunda o köyümüzde iz bırakmıştır. Onun bu çalışmalarını, iyiliklerini biliyor ve onu hayırla anıyoruz.
...
Sulu tarım çoğalınca suya olan ihtiyacı artan köylüler ırmak üzerinde yapılmak istenen HES projesine karşı çıkıp direniş başlattılar. HES direnişini anlatan romanımı yazarken örnek çiftçimizin bu uygulaması bana da esin kaynağı olmuştu. Köylülerin neden HES istemediklerini anlatırken bu durumun etkisini vurgulamak istedim. (Romanda Bağcı Ramazan, Bağcı Recep olarak değiştirilmiştir.)
...
ÖRNEK ÇİFTÇİ


...Yaşlılardan Veli Onbaşı’nın anlattığı sulama göleti projesi unutuldu gitti. Irmak sularının kışın taşan, yazın kuruyan akış ölçümleri yapılırken insanlar da yerinde durmadı. Kimisi köyde çiftine, çubuğuna devam etti, kimisi de hayvanlarıyla yazın yaylaya, güzün köye göçtü durdu. Çiftçiliği, hayvancılığı bırakıp köyden kasabaya çalışmak için gidenler de oldu. Gidenler arasında Bağcı Recep de vardı.
Devlet Su İşleri’nin ırmak üzerindeki kış yaz su ölçümleri de bitti. Bu konu da sulama göleti gibi konuşulmaz oldu. Aradan seneler seneler geçti. Köyde birçok değişiklik oldu. Köye elektrik getirildi. Güğlen ormanlarında ağaç kesimi başladı. Kesilen ağaçların çekilmesi için ormana yol yapıldı. Yol köy kenarından geçiyordu. Köylüler, bu yoldan da orman kesiminden de faydalandılar. İşi olmayanlar orman kesiminde çalışmaya başladılar. Kesimden iyi para kazandılar. Para kazanıp artıranlar evlerinin çatısını kiremitle örttüler. Evlerine buzdolabı, televizyon getirdiler. Hatta tutumlu olup parayı çok biriktirenler kamyon bile aldılar. İlkin kamyon alanlar elle sayılacak kadar azdı. Daha sonra para biriktirip traktör, kamyonet, otomobil alanlar da oldu. Motorlu taşıt sahibi olmak olağan sayılır hale geldi.
Bağcı Recep köyden kasabaya gidince Manavgat Nüfus Dairesi’nde işe girdi. Orada çalışırken lakabı Nüfusçu Recep idi. Erken yaşta emekliye ayrıldı. Çok kişi erken yaşta emekli olmak ister ama emekli olmak Recep’e zor geldi. Boş durmaktan canı sıkıldı. Kahveye gidip oyun oynama alışkanlığı yoktu. Kendine yeni bir iş aradı. Az çalışıp, çok para kazanılan bir iş olsaydı ne iyi olurdu. Manavgat’taki ev komşusu bağcılık yapıyordu. Ona birkaç kere yardım etmişti. Bağ budama, zamanı gelince ilaç atma, üzümleri kesip sandıklara doldurma, götürüp pazarda satma… Bu yardımları karşılığında da evinin üzüm ihtiyacı bedavadan gelmişti. Bunlar zor işler değildi. Bu işlerin inceliklerini de öğrenmişti. Üzümcülükte çok para vardı. Sesli olarak düşünüyordu: “Çok para ne demek, deli para var. Hele hele bir de erkenci üzüm yetiştirir, herkesten önce pazara götürürsen, para ile beştaş oyna.” Bu iş kafasına yattı. Bu işten daha iyi anlayan ziraatçılarla konuştu. Ziraatçılar da böyle meraklı bir adam arıyorlardı. Bir köyde bağcılık projesi uygulanacaktı. Erkenci üzüm üretme denemesi yapmak istiyorlardı. Tencere yuvarlandı kapağını buldu. Emekli Recep ondan sonra Manavgat Ziraat Dairesi’ni kendine yol etti. Onu her gün orada gören tanıdıklar, “Recep sen nüfusu bırakıp ziraatta mı çalışmaya başladın?” diye sordular. O aradığını bulmuştu. Örnek çiftçi olacaktı. Ziraatçılar hem kredi vereceklerdi, hem de projenin rayına oturması için birkaç sene bedava danışmanlık yapacaklardı. Bu iş gökte ararken yerde bulduğu bir işti.
Dilekçe yazıldı. Dilekçeye köyün Karpuz Çayı kenarındaki Tahta denilen yerdeki babasından kalma tarlasının tapusu eklendi ve ziraat dairesine verildi. Ondan sonra Allah “Yürü ya kulum!” demiş olmalı ki işler yoluna girerek kendiliğinden tıkır tıkır yürüdü.  Ziraatçılarla beraber gelip gittiler. Tarla tel örgü içine alındı. Bağların tutunacağı T şeklinde demir direkler dikildi. Erkenci üzüm cinsinden bağ kökleri ziraat dairesi tarafından getirilip ekildi. Bağın yukarı kenarına beton bir havuz yapıldı. Koramşa Çeşmesi’ndeki su plastik borular ile havuza kadar getirildi. Damlama sulama için borular döşendi.
Ziraatçılar planlı programlı gelip gittiler. Emekli Recep’in örnek çiftçi olması için ne gerektiyse esirgemediler.
Emekli Recep ilk sene kendi yiyeceği, ikinci sene satıp masraflarını karşılayacağı kadar üzüm topladı. Ziraatçılar kendi işleriymiş gibi yardımcı oldular. Recep arada bir birer sepet üzüm toplayıp: “Bunlar da çocuklar için.” dedi. Emekli Recep üçüncü sene para kazanmaya başladı. O, artık Emekli Recep değil, Bağcı Recep’ti.
Köylüler örnek çiftçinin erkenci üzümden iyi para kazandığını gördüler. Bizim insanımız duyduğuna değil, gördüğüne inanır. Kendi bağlarının ne kadar verimsiz olduğunu anladılar. Başladılar aralarında konuşmaya:
“Erkenci üzüm bizim üzümün iki katı fazla fiyata satılıyor. Pazar sorunu yok. Adamlar gelip bağda alıyorlar.”
“Sulu tarımda ürün verimi de birkaç kat artıyor.”
“Hem erkenci, hem sulu tarım olunca… Ben bizim pekmezlik üzümleri söküp bu erkenci üzümden ekmeyi düşünüyorum.”
“Ben de.”                                             
“Ben de.”
Gidip ziraata başvurdular.
“Biz de örnek çiftçi olmak istiyoruz. Bize de yardım edin.”
“Sizin köyde örnek çiftçimiz var. Bir köye bir örnek çiftçi yeter. Ama size erkenci üzüm konusunda yardımcı oluruz. Kaç kök bağ isterseniz yazalım. Şu dilekçeyi doldurun. Bağ köklerini biz buraya getiririz. Siz de buradan alırsınız.”
“Tamam, madem öyle yapalım. Ben iki yüz İlkeren istiyorum.”
“Ben iki yüz adet Yalova İncisi istiyorum.”
“Bana üç yüz adet Kardinal yeter. Zeytin fidanı da verir misiniz?”
“Zeytin de veririz. Gemlik, Ayvalık ya da buranın yerlisi Tavşan Yüreği?”
“Üç yüz Gemlik.”
“Tamam yazdım. Ücretlerini vezneye yatırın. Fidanlar gelince biz sizi telefonla ararız.”
Ziraat dairesinden çıkarken halinden memnun ama memnun değilmiş gibi söylenenler vardı:
“Recep Ağa nereden icat ettin şu erkenci üzümü, şu sulu tarımı da başımıza böyle iş açtın?”
“Yahu pişmansan dönelim, dilekçeni geri al.”
“Yo, yo. Yeni evlenen gelinin dediği gibi ben hem ağlarım, hem giderim.”
HES Belası romanımdan bir bölüm.

Hiç yorum yok: