Ahmetler Köyü
Ahmetler Köyü
23 Ocak 2026 Cuma
23 Nisan 2024 Salı
AHMETLER KÖYÜNDE GEÇMİŞ YILLARDA ÇALIŞMIŞ EĞİTMEN VE ÖĞRETMENLER
Köyümüzde geçmiş yıllarda çalışmış eğitmen ve öğretmenlerin adların aşağıya yazdık. Bunlardan farklı durumları olanları da belirttik. Eksik ya da yanlışımız varsa, okuyucularımız belirtirse düzeltebiliriz.
Ahmetler’in Eğitmen ve Öğretmenleri:
1947 - 1949 Mektepte
eğitim - Eğitmen Ahmet Küçükdemir
O yıllarda köyde motorlu taşıt yolu, su, elektrik yoktu. Köy meydanında bir cami bir de köy odası vardı. Köy odası zemin katı ekinlere zarar veren hayvanları kapatıp zararını ödettirmek için kullanılırdı. Bu hayvan hapishanesine tokat denirdi. 1947 yılında Aksu Köy Enstitüsünde açılan kurslara katılıp Eğitmen olan Ahmet Küçükdemir'in köy çocuklarına okuma yazma ve hesap öğretmesi için okul yeri arandı. Bir kapısı bir de penceresi olan tokat düzeltilip mektep haline dönüştürüldü. Eğitmen Ahmet Küçükdemir orada köy çocuklarını okutup üç yıl mektepte okuduğuna dair birer belge verdi.
1948 – 1950 Okulun Yapımı
1950 - 1952 Mehmet
Öğüt ve Eğitmen Ahmet Küçükdemir
Öğretmen Mehmet Öğüt Aksu Köy Enstitüsünde okumuştu. Çok yönlü becerileri olan bir öğretmendi. İlkokulun yapımında, sınıfların eksiklerinin tamamlanmasında ve okul bahçesi düzenlemesinde çok emeği geçti. Söz gelimi yazı yazmak için sınıfta kara tahtamız yoktu. Öğretmen çocuklardan birer tahta istedi. Gelen tahtalar temizlenip iki ayaklı taşınabilir iki kara tahta çaktı. Boya yoktu. Öğretmen her çocuktan birer yumurta istedi. Gelen yumurtalar kırılıp sarısı tencereye, akı leğene akıtıldı. Leğendeki yumurta akı içine soba borusundan temizlik için silkilen siyah kurum dökülüp karıştırıldı. Al sana kara tahta boyası. İki sınıflı okulda iki tane kara tahtamız oldu. Beni birinci sınıfta Eğitmen Ahmet Küçükdemir okuttu, öteki sınıfları Mehmet Öğüt'ün sınıfında okudum. 1955 yılında Nuri Cengiz öğretmenim diplomamı yazıp verdi. Hepsini de saygı ile anıyorum.
1952 - 1954 Mehmet
Öğüt
1955 – 1955 Nuri Cengiz
1956 - 1956 Ali Yıldırım
1956 - 1959 Hüseyin
Tan
1959 - 1961 Mehmet
Öğüt
1961 – 1963 Hasan Sever
1963 – 1964 Cemal Şahin
1964 – 1966 Mustafa Koç
1966 – 1968 Cemal Akpınar
1968 – 1970 Halil Sevinç -
Hilmi Ayaz – Ali Erdemir
1970 - 1972 Ali Varol
- Halil Sevinç - Süleyman Yıldız
1972 – 1974 Süleyman Yıldız
1974 – 1975 Hüseyin Demir – Mehmet Ali Öğretmen
1976 - 1978 Hüseyin
Demir – Ali Varol
1978 – 1982 Hüseyin Demir –
Can Gündüz - Meral Öğretmen
1993 – 1995 Zihni Budak -
Tahir Kara - Mehmet Akça
1995 – 1997 Ömer Güngör -
Tahir Kara
1997 – 2000 Hüseyin
Çobanoğlu – Ali Parpucu
2000 – 2005 Salih Can
2000 – 2005 Mustafa Erol
2005 – 2008 Saim Yiğen
2008 - 2009 Aynur
Öğretmen
2009'dan sonra da Taşımalı eğitime geçildi. Köyümüzde çalışan, çocuklarımıza emek veren öğretmenlerimizi saygı ile anıyoruz.
1 Ağustos 2022 Pazartesi
Ahmetler Yaylasında Arıcılık ve Su Sıkıntısı
Ben yaylada, Aldürbe'de doğmuşum. Ondan mıdır nedendir bilmem, yaz ayları gelince canım yaylada olmak ister. Bir bahane bulup yaylaya gider gelirim. Evimiz köyde. Bu sene de birkaç arı kovanını yaylaya götürdüm. Diğer arıcı arkadaşlarla arada bir bakar geliriz.
Yeroluk Gediğinden bizim yaylanın görünüşü
Yaylada iki kaynak suyundan beslenen çeşmelerin suyu az. Büyükbaş, küçükbaş hayvanlar ve arılar bu çeşmelerden sulanmak ister ama su yetersiz kalıyor.
Çeşmeler arılıklara uzak. Ayrıca çeşme teknelerinde arıların boğulma ve diğer hayvanların çiğnemesiyle telef olma olasılığı var. Bu nedenle arıcılar arıların taşıma su ile sulamak yolunu seçiyorlar. Keçi ve koyunlar için yapılmış yem tekneleri bu konuda işe yarıyor. Arıların suda boğulmaması için su üstüne dibe çökmeyen çam kabukları konur.
Arıların su ihtiyacı için daha kullanışlı, su azaldıkça akan sistemler, düşünülmekte, çözüm yolları aranmaktadır. Arıcı arkadaşımız Ali Karakaya şamandıra ile çalışan bir düzenek kurmuş. Kullanışlı olacağını düşünüyorum.
Su sorunu olmasa Ahmetler yaylasında 2022 yaz aylarında arılar yayla çiçeklerinden yeterli bal özünü buluyor. Şalba keven, kekik, ve sütleğenden yeterli gıdayı alabilmekte.
Sütleğen (sütlük) bitkisi otsu kısımlarında özellikle çiçeklerinin taç yapraklarında tatlı bir sıvı salgılıyor. Halk arasında basara, arıcılar aeasında balçiyi denen bu salgı ile çeşitli böcekler beslenirke arılar da kaliteli, kışın donmayan bir bal yapmaktadır.
Çiçeklerde görünen beyaz salgı nemli günlerde sıvı, nemsiz günlerde donmuş görünür.
Arıcı Ahmet Ali Özdemir arılığı
29 Ağustos 2020 Cumartesi
Ahmetlerde Sanata Gönül Verenler
Ahmetlerde Sanata Gönül Verenler
Büyük Atatürk "Sanatsız kalan milletlerin hayat damarlarından biri kopmuş demektir." der. Yine o, "Efendiler; hepiniz milletvekili olabilirsiniz. ... Fakat sanatçı olamazsınız." der. Sanatçı kime denir? Yazın, müzik ve görsel alanlarda eserleri olan insanlarımıza sanatçı diyoruz. Peki, sanat nedir. Hoşuma giden bir tanım şöyle:
Yalnız elleri ile çalışan insan işçidir. Hem ellerini hem de kafasını kullanan insan ustadır. Elleri, kafası ve kalbiyle birlikte çalışan insan ise sanatkârdır.
Bu yazı dizimizde Ahmetlerli olup da müzik, yazı, fotoğraf gibi güzel sanat dallarıyla ilgilenen değerlerimizi tanıtmak istiyoruz. Söz gelimi,
Fotoğraf sanatı ile ilgilenen arkadaşlarımız: Hasan Öz, Mehmet Kocaakça, Mustafa Koç.
Müzik ile ilgilenenler: Dilek Koç, İbrahim Koç, Selçuk Öz, Ali Demir.
Yazın (debiyat) ile ilgili olanlar: Abdurrahman Güzel, Mustafa Koç (öğretmen), Ali Yücelalp, Ali Koç, Hasan Varol, Mustafa Koç (gazeteci), Mehmet Kocaakça, Mehmet Aslan, Huriye Hearn, Mehmet Güngör, Yusuf Varol, Hüseyin Koç, İbrahim Aslan...
Ahmetlerli olup da yazı yazan bu insanlarımızın çoğu, yazı yazmaya ahmetler.net web sitesi açılınca başladılar ve şimdi de ahmetler.com web sitesinde devam ediyorlar. Bu konuda web sitesini yöneten Mustafa Koç'un yazı yazanlara yardımcı olması ve onları yazmaya teşvik etmesinin etkisi büyük. Bu konuda daha açıklayıcı olacak bir yazıyı buraya eklemek uygun olur.
(Göç yolda düzelir. Eklemeler, düzeltmeler yapılacaktır. Düşünce ve önerileriniz olursa değerlendiririz.)
...
Fotoğraf sanatı ile ilgilenenler: Hasan Öz, Mehmet Kocaakça, Mustafa Koç.
...
Hasan Öz
DOĞA FOTOĞRAFÇISI
Facebook - Hasan Öz >
....Fotoğraf yarışması ödülü >......
Mehmet Kocaakça Doğa fotoğrafçısı, yazar
Yazılarını gör >
...
Müzik ile ilgilenenler:
Dilek Koç
...
İbrahim Koç
İbrahim Koç'un Söylediği Türkülerden Bazıları
...
Selçuk Öz
Selçuk Öz'ün Söylediği Türkülerden Bazıları
Selçuk Öz'ün söylediği Türküler
...
Ali Demir
Video izle >
...
Yazın (edebiyat) alanında çalışmaları olmuş, eserler vermiş Ahmetlerliler:
Abdurrahman Güzel
Prof. Dr. Abdurrahman güzel Ahmetler ilkokulunu bitirdikten sonra okumak için köyden ilk ayrılan Ahmetlerlidir. Çok sayıda makale ve kitaba imza atmış olan yazarımızı tanımak, eserlerini görmek için onun sayfasına bir göz atalım....
Mustafa Koç
Doğa fotoğrafçısı, yazar
...
Hasan Varol
...
Ali Koç
...
Mehmet Aslan
Mehmet Aslan yazıları
...
Huriye Hearn
Huriye Hearn yazıları
....
Mustafa Koç
...
Mehmet Güngör
...
İbrahim Aslan
Devamı var.
27 Temmuz 2020 Pazartesi
AHMETLER YAYLASINDA YÖRÜKLER VE SU SIKINTISI
Arıcılarımızdan Ramazan Varol'dan arıcılık hakkında bilgiler aldı.

Ahmetler yaylası yukarıdan bakılınca iki bölüm olarak görünür. Deniz seviyesinden 1700 m. yükseklikte Aldürbe, Akkuyu, İmalı, Kuyu, Çırlavık bölümü; 2500 m. yükseklikteki Akdağ bölümü. Akdağdaki yörük obaları birbirinden 1 saat yaya yürüyüşü uzaklıkta yer almaktadır.Bu oba yerlerinin adları şöyledir: Sayyatak, Diyrak, Güllübelen, Tomsubaşı, Kızıleğri Önü, Bozlayan, Musabaylıcası, Aylıca...
(Resim büyütülecek olursa oba yerleri arasındaki hayvan ile yük taşıma yolları beyaz çizgiler halinde görülecektir.)
Bu oba yerlerinde ve yakınlarında akarsu ya da göl yoktur. İnsanlar ve hayvanlar kar koyaklarındaki kar yığınlarından faydalanırlar.Kar yükleri kar koyağından ya da obruktan eve taşınırken kar ile gömlek arasına aba, ceket, keçe, kilim gibi soğuğu geçirmeyen bir yalıtıcı konur ki ciğerleri üşütmesin.
Keçi, koyun sürüleri obruktan çıkarılan karlar ile sulanacaksa görüldüğü gibi çıkarılan karlar su teknelerine konur ve eritilir.
![]() |
| Taşınan karlar plastik kaplar içinde eritilir. Keçiler kar yiyerek veya su içerek susuzluğunu giderir. |

Susayan keçilerin bazısı kar yer, bazısı su içer.
Su ihtiyacı kardan sağlanınca her yörük çadırının önüne bir çeşme (!) kurulur. Obruklarda kar tükeninceye kadar Akdağda su sıkıntısı yok demektir. Obruklarda kar tükenince susuz kalmamak için aşağıya, Aldürbe, Kuyu, İmalı, Akkuyu gibi yerlere göçer obalar. İşte o zaman Ahmetler yaylasında su sıkıntısı başlar.Bir gece sonra görülen manzara böyleydi. Onların boruları da böyle olabilirdi. Olmadı. Taraflardan biri olayların istenmeyen boyutlara varmasını önledi. Hukuk yolu denendi.
Keşif çıktı. Taraflar dinlendi. Yetkililer "Bu soruna çözüm bulunacak!" dediler. Aradan şu kadar sene geçti. Yetkililer hala sözlerinde duruyor.
2016 yılı Haziran ayı sonları. Yaylada
komşular arasında su anlaşmazlığı olmuş. Keşif çıktı. Biz de gittik.
Çırlavık’taki obalardan yukarıdaki Gökyalçı denilen yerdeki su kaynakları
bakıldı. İnsanlarımız Gökyalçı’nın aşağısındaki yamaçta kümeler oluşturup konuştular.
Yaylanın temiz havasını soludular, Çırlavık’ın çelik gibi soğuk suyunu içtiler;
canlarına can katıldı.
Yamacın ortasında sağ kıyıda
kayalara yakın yerde susuz bir çeşme var. Önünde de çakıllarla dolmuş beton bir
tekne. Kimimiz bu çeşme ile tekneyi gördü, kimimiz farkına bile varmadı. Ben
çeşme ile beton tekneyi görünce hüzünlendim. Çocukluk anılarım canlandı.
Canlanıp gözlerimin önüne geldi.
Çünkü bu çeşmenin beton
teknesini ben yapmıştım.
O zaman Gökyalçı’daki su
kaynakları toplanmış, bir arkla bu çeşmenin olduğu yere kadar getirilmişti. Ark
hayvanların gezerken yuvarladıkları çakıllarla dolmasın diye yassı taşlarla
kapatılmıştı. Suların getirildiği yere bir duvar yapılmış, duvarın arasına ağaç
bir oluk konmuştu. Ağaç oluktan sular altındaki ağaç tekneye akardı.
Çırlavık’ta obada yaşayan insanlar içme, kullanma sularını bu ağaç oluktan
doldururlardı. Bütün hayvanlar o ağaç tekneden sulanırdı. Ağaç tekneden taşıp
akan suların birikmesi için yerlere yalaklar kazılmıştı. Yalakların kenarları
hayvanlar su içerken çamur olmasın diye say taşlarla döşenmişti. Çeşmenin sağ
tarafındaki kayalıklar sürülerden birinin eşmesiydi. Öğleyin eşmede dinlenen
hayvanlardan susayanlar gelip bu tekneden sulanırdı. Çırlavık çeşmesinin
yakınında bulunan Sayyatak, Tomsubaşı, Eğrikar gibi yerlerdeki diğer obaların
hayvanları da buradan sulanırdı. Ağaç tekneler zamanla çürüyüp eskiyince yenisi
getirilip konurdu. Bu biraz zahmetli olmalıydı ki büyükler buraya da Aldürbe
Çeşmesi’nin önündeki gibi beton bir tekne yapmayı düşünmüşler.
Tekne yaptırma işini dayım
Sarı Mehmet (Mehmet Güngör) üstlenmiş. Çeşmenin olduğu yere Akseki’den çimento
torbaları develerle getirildi. O zaman motorlu taşıtların gelmesi için yol
yoktu. En çok işe yarayan taşıt aracımız da develerdi. Yine develerle kalıp
tahtaları, Kumlu Boğaz’da doldurulmuş olan kum çuvalları taşındı. Kazma,
kürek, mala, keser, bıçkı, çivi tamamlandı. Helva yapmak için un, şeker, yağ
tamamdı. Helvayı yapacak adam gerekti. Ama helva yapacak adam bulunamamıştı.
Usta yoktu. Koyunun olmadığı yerde keçiye “Abdurrahman Çelebi” demişler. Adam
yokluğunda gözler bana çevrildi. Ben o günlerde ilkokulu bitirmiş olmalıyım.
Oğlak çobanı olmuşum. Oğlak güderken boş kalınca kaşık, oklava gibi el işleri
yaptığımı; derelerde oyuncak değirmenler yapıp döndürdüğümü görmüşler. El
yeteneklerimin iyi olduğunu anlamışlar. Keser, bıçkı kullanmasını da bildiğime
göre “Bu çocuk bu tekneyi yapar. Başka usta aramayalım.” demişler. Dayım aynı
zamanda obanın en büyüğü. Herkes onu sayar, onun sözüne değer verir. Dayım bir
gün tuttu kolumdan, getirdi çeşmenin başına. Beni beton tekne yapımı için
“ustabaşı” tayin etti. Kol kırıldı, boyuna yük oldu. Bu iş ya yapılacak, ya
yapılacak. Keseri, bıçkıyı elime verdi. “Hadi başla!” dedi. Başladık.
Dayım tabana düz taşlar
döşedi. Üstüne çakıllı harç ile beton döktük. Yan duvarların kalıplarını çakmak
bana aitti. Kendi bildiğime göre yapmaya çalışıyordum. Ama ben ustabaşı olmama
rağmen dayım ikide bir bana emirler veriyordu. “Şunu şöyle yap, bunu böyle
çat…“ Dayımın işime karışması hoşuma gitmedi. Dayımın aksi bir adam olduğunu
söylerlerdi. “Kız halaya, oğlan dayıya çekermiş.” Ben de biraz dayıma çekmiş
olmalıyım ki aksilik yapmada ondan geri kalmadım. Karışmalarına bir sabır
ettim, iki sabır ettim; sonunda bardak taştı. Keseri bıçkıyı bırakıp kenara
çekildim.
“Dayı, usta sen isen al şu
keseri, bıçkıyı kalıbı kendin yap. Yok, usta ben isem işime karışma. Bak, bir
daha işime karışırsan varır giderim.”
Dayım işimi beğenmiş olmalı
ki, aksilik yapmadı. Yelkenleri indirdi. Mum gibi oldu.
“Tamam dayısı. Usta sensin.
Hiç karışmıyorum. Bildiğin gibi yap. Ben ustanın yanında işçiyim,” deyip beni
de yumuşattı. Ondan sonra tarif edip emir vermedi. Yardım etti, benim istediğim
plandan kalıbı çakıp, kalıbın içine düzgün taşlarla çimentolu harç ile duvar
ördük. Kalıp sökülünce duvarı sıvadık. Güzel bir tekne oldu. Bu çeşme bir süre
“Sarı Mehmet Çeşmesi” olarak anıldı. Daha sonra değişiklik oldu mu bilmem ama
beton tekne hala sapa sağlam içi çakıllarla dolmuş haliyle duruyor. O şekilde
görünce duygulandım. Eski bir tanıdığımı, bir dostumu görmüş gibi oldum.
Yardımlarını gördüğüm bir yakınımmış gibi geldi bana. Çeşme zamanında
başkalarına güzel hizmetler vermiş ki biz burada şimdi iyiliklerini anıyoruz.
Sonra da zamanı dolunca kullanılmaz olmuş, bu duruma düşmüş.
Adama sormuşlar:
“Mamur mu çok, viran mı?”
“Viran,” demiş adam.
“Niye ki bak her taraf mamur,
yeni yapılarla dolu.”
“Mamurun sonu da viran değil
mi?”
Bir gün gelecek her birimiz bu
susuz çeşme gibi, beton tekne gibi işe yaramaz duruma geleceğiz. Bunları
düşününce aklıma bir soru geldi, kendi kendime sordum:
“Bu kuru çeşme, çeşme iken
bile zamanında insanlara da, diğer canlılara da hizmetler vermiş, iyilikler
yapmış. Şimdi onu hizmetleri ile iyilikleri ile anıyoruz. Acaba bir süre sonra
ben de bu çeşme gibi işe yaramaz hale gelince iyiliklerimden söz edilecek bir
şeyler bırakacak mıyım geride?”
Bırakabilecek isek ne mutlu
bize!


.jpg)











































