Ahmetler Köyü

Köyümüzü, yöremizi, kültürümüzü tanıyalım, tanıtalım.

23 Nisan 2024 Salı

AHMETLER KÖYÜNDE GEÇMİŞ YILLARDA ÇALIŞMIŞ EĞİTMEN VE ÖĞRETMENLER

 


Köyümüzde geçmiş yıllarda çalışmış eğitmen ve öğretmenlerin adların aşağıya yazdık. Bunlardan farklı durumları olanları da belirttik. Eksik ya da yanlışımız varsa, okuyucularımız belirtirse düzeltebiliriz.


Ahmetler’in Eğitmen ve Öğretmenleri:

1947 - 1949        Mektepte eğitim - Eğitmen Ahmet Küçükdemir

O yıllarda köyde motorlu taşıt yolu, su, elektrik yoktu. Köy meydanında bir cami bir de köy odası vardı. Köy odası zemin katı ekinlere zarar veren hayvanları kapatıp zararını ödettirmek için kullanılırdı. Bu hayvan hapishanesine tokat denirdi. 1947 yılında Aksu Köy Enstitüsünde açılan kurslara katılıp Eğitmen olan Ahmet Küçükdemir'in köy çocuklarına okuma yazma ve hesap öğretmesi için okul yeri arandı. Bir kapısı bir de penceresi olan tokat düzeltilip mektep haline dönüştürüldü. Eğitmen Ahmet Küçükdemir orada köy çocuklarını okutup üç yıl mektepte okuduğuna dair birer belge verdi.

1948 – 1950       Okulun Yapımı

1950  -  1952      Mehmet Öğüt ve Eğitmen Ahmet Küçükdemir

Öğretmen Mehmet Öğüt Aksu Köy Enstitüsünde okumuştu. Çok yönlü becerileri olan bir öğretmendi.  İlkokulun yapımında, sınıfların eksiklerinin tamamlanmasında ve okul bahçesi düzenlemesinde çok emeği geçti. Söz gelimi yazı yazmak için sınıfta kara tahtamız yoktu. Öğretmen çocuklardan birer tahta istedi. Gelen tahtalar temizlenip iki ayaklı taşınabilir iki kara tahta çaktı. Boya yoktu. Öğretmen her çocuktan birer yumurta istedi. Gelen yumurtalar kırılıp sarısı tencereye, akı leğene akıtıldı. Leğendeki yumurta akı içine soba borusundan temizlik için silkilen siyah kurum dökülüp karıştırıldı. Al sana kara tahta boyası. İki sınıflı okulda iki tane kara tahtamız oldu. Beni birinci sınıfta Eğitmen Ahmet Küçükdemir okuttu, öteki sınıfları Mehmet Öğüt'ün sınıfında okudum. 1955 yılında Nuri Cengiz öğretmenim diplomamı yazıp verdi. Hepsini de saygı ile anıyorum.

1952  - 1954       Mehmet Öğüt

1955 – 1955        Nuri Cengiz

1956 - 1956        Ali Yıldırım

1956  - 1959       Hüseyin Tan

1959 - 1961        Mehmet Öğüt

1961 – 1963       Hasan Sever

1963 – 1964       Cemal Şahin

1964 – 1966       Mustafa Koç

1966 – 1968       Cemal Akpınar

1968 – 1970       Halil Sevinç - Hilmi Ayaz – Ali Erdemir

1970  - 1972       Ali Varol - Halil Sevinç - Süleyman Yıldız

1972 – 1974       Süleyman Yıldız

1974 – 1975       Hüseyin Demir –  Mehmet Ali Öğretmen

1976 - 1978        Hüseyin Demir – Ali Varol

1978 – 1982       Hüseyin Demir – Can Gündüz - Meral Öğretmen

1993 – 1995       Zihni Budak - Tahir Kara - Mehmet Akça

1995 – 1997       Ömer Güngör - Tahir Kara

1997 – 2000       Hüseyin Çobanoğlu – Ali Parpucu

2000 – 2005       Salih Can

2000 – 2005       Mustafa Erol

2005 – 2008       Saim Yiğen

2008  - 2009       Aynur Öğretmen

2009'dan sonra da Taşımalı eğitime geçildi. Köyümüzde çalışan, çocuklarımıza emek veren öğretmenlerimizi saygı ile anıyoruz.

 

1 Ağustos 2022 Pazartesi

Ahmetler Yaylasında Arıcılık ve Su Sıkıntısı

 Ben yaylada, Aldürbe'de doğmuşum. Ondan mıdır nedendir bilmem, yaz ayları gelince canım yaylada olmak ister. Bir bahane bulup yaylaya gider gelirim. Evimiz köyde. Bu sene de birkaç arı kovanını yaylaya götürdüm. Diğer arıcı arkadaşlarla arada bir bakar geliriz.


Yeroluk Gediğinden bizim yaylanın görünüşü

Yaylada iki kaynak suyundan beslenen çeşmelerin suyu az. Büyükbaş, küçükbaş hayvanlar ve arılar bu çeşmelerden sulanmak ister ama su yetersiz kalıyor.

Çeşmeler arılıklara uzak. Ayrıca çeşme teknelerinde arıların boğulma ve diğer hayvanların çiğnemesiyle telef olma olasılığı var. Bu nedenle arıcılar arıların taşıma su ile sulamak yolunu seçiyorlar. Keçi ve koyunlar için yapılmış yem tekneleri bu konuda işe yarıyor. Arıların suda boğulmaması için su üstüne dibe çökmeyen çam kabukları konur.

Arıların su ihtiyacı için daha kullanışlı, su azaldıkça akan sistemler, düşünülmekte, çözüm yolları aranmaktadır. Arıcı arkadaşımız Ali Karakaya şamandıra ile çalışan bir düzenek  kurmuş. Kullanışlı olacağını düşünüyorum.

Su sorunu olmasa Ahmetler yaylasında 2022 yaz aylarında arılar yayla çiçeklerinden yeterli bal özünü buluyor. Şalba keven, kekik, ve sütleğenden yeterli gıdayı alabilmekte.

Sütleğen (sütlük) bitkisi otsu kısımlarında özellikle çiçeklerinin taç yapraklarında tatlı bir sıvı salgılıyor. Halk arasında basara, arıcılar aeasında balçiyi denen bu salgı ile çeşitli böcekler beslenirke arılar da kaliteli, kışın donmayan bir bal yapmaktadır.

Çiçeklerde görünen beyaz salgı nemli günlerde sıvı, nemsiz günlerde donmuş görünür.

Arıcı Ahmet Ali Özdemir arılığı


Arıcı Osman Koç arılığı - 2022

Ali Karakaya arılığı - 2022

Ahmetler Yaylası - Akkuyu bucağında diğer arılıklar.

29 Ağustos 2020 Cumartesi

Ahmetlerde Sanata Gönül Verenler

 

Ahmetlerde Sanata Gönül Verenler

Büyük Atatürk "Sanatsız kalan milletlerin hayat damarlarından biri kopmuş demektir." der.  Yine o, "Efendiler; hepiniz milletvekili olabilirsiniz. ... Fakat sanatçı olamazsınız." der. Sanatçı kime denir? Yazın, müzik ve görsel alanlarda eserleri olan insanlarımıza sanatçı diyoruz. Peki, sanat nedir. Hoşuma giden bir tanım şöyle:

Yalnız elleri ile çalışan insan işçidir. Hem ellerini hem de kafasını kullanan insan ustadır. Elleri, kafası ve kalbiyle birlikte çalışan insan ise sanatkârdır.

Bu yazı dizimizde Ahmetlerli olup da müzik, yazı, fotoğraf gibi güzel sanat dallarıyla ilgilenen değerlerimizi tanıtmak istiyoruz. Söz gelimi,

Fotoğraf sanatı ile ilgilenen arkadaşlarımız: Hasan Öz, Mehmet Kocaakça, Mustafa Koç.

Müzik ile ilgilenenler: Dilek Koç, İbrahim Koç, Selçuk Öz, Ali Demir.

Yazın (debiyat) ile ilgili olanlar: Abdurrahman Güzel, Mustafa Koç (öğretmen), Ali Yücelalp, Ali Koç, Hasan Varol, Mustafa Koç (gazeteci), Mehmet Kocaakça, Mehmet Aslan, Huriye Hearn, Mehmet Güngör, Yusuf Varol, Hüseyin Koç, İbrahim Aslan...

Ahmetlerli olup da yazı yazan bu insanlarımızın çoğu, yazı yazmaya ahmetler.net web sitesi açılınca başladılar ve şimdi de ahmetler.com web sitesinde devam ediyorlar. Bu konuda web sitesini yöneten Mustafa Koç'un yazı yazanlara yardımcı olması ve onları yazmaya teşvik etmesinin etkisi büyük. Bu konuda daha açıklayıcı olacak bir yazıyı buraya eklemek uygun olur.

Ahmetlerin Yazarları >

(Göç yolda düzelir. Eklemeler, düzeltmeler yapılacaktır. Düşünce ve önerileriniz olursa değerlendiririz.)

...

Fotoğraf sanatı ile ilgilenenler: Hasan Öz, Mehmet Kocaakça, Mustafa Koç. 

...

Hasan Öz

 DOĞA FOTOĞRAFÇISI

(NATURE PHOTOGRAPHER)

Facebook - Hasan Öz >
....Fotoğraf yarışması ödülü >...


...
...

Mehmet Kocaakça Doğa fotoğrafçısı, yazar


Yazılarını gör >

Facebook bağlantısı

...


Müzik ile ilgilenenler:

Dilek Koç 


Dilek Koç Videoları

...

İbrahim Koç


İbrahim Koç'un Söylediği Türkülerden Bazıları 

...

Selçuk Öz


Selçuk Öz'ün Söylediği Türkülerden Bazıları

Selçuk Öz'ün söylediği Türküler

İnstagram bağlantıları

...

Ali Demir


Video izle >

...

Yazın (edebiyat) alanında çalışmaları olmuş, eserler vermiş Ahmetlerliler:

Abdurrahman Güzel

Prof. Dr. Abdurrahman güzel Ahmetler ilkokulunu bitirdikten sonra okumak için köyden ilk ayrılan Ahmetlerlidir. Çok sayıda makale ve kitaba imza atmış olan yazarımızı tanımak, eserlerini görmek için onun sayfasına bir göz atalım.

Prof. Dr. Abdurrahman Güzel >

...

Mustafa Koç

Doğa fotoğrafçısı, yazar



Mustafa Koç özgeçmişi >

Mustafa Koç yazıları >

...

Hasan Varol

Hasan Varol hakkında >

Hasan Varol'un şiir dili >

Hasan Varol eserleri >

...

Ali Koç


Ali Koç yazıları

...

Mehmet Aslan


Mehmet Aslan yazıları

...

Huriye Hearn


Huriye Hearn yazıları

....


Mustafa Koç



Gazeteci M. Koç yazıları >

Antalya Körfez Gazetesi >

Yörük Yaşamı

...


Mehmet Güngör



Mehmet Güngör yazıları

...

İbrahim Aslan


İbrahim Aslan yazıları


Devamı var.






27 Temmuz 2020 Pazartesi

AHMETLER YAYLASINDA YÖRÜKLER VE SU SIKINTISI



2020 yılı Temmuz ayında Çiftçi tv. yayın ekibi ve yönetmen/sosyolog Hakan Yavuz yayladaki köylülerimizi ziyaret etmiş ve onların yaşamlarından kesitleri kayıt altına almıştır. Özellikle besicilerimizin çektiği su sıkıntısını vurgulamıştır. 6 Temmuz 2020 tarihinde bu çekimin videosu yayınlanmıştır. O günlerde Antalya Büyükşehir Belediyesinden gelen bir yol düzeltme ekibi de yayla yolunu Gökçukur bölgesine kadar açmıştır. İki ekibe de Gençler ve Ahmetler muhtarları yol göstermiş, yardımcı olmuşlardır. Hem Çiftçi tv. ekibine hem de Büyükşehir Belediyesi ekibine bu ilgi ve yardımlarından dolayı teşekkür ederiz. Bu haberleri konu alan video bağlantısını ekliyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=cIniu8qMYIQ&fbclid=IwAR0CdoqhpxK6Z11apYvyWtDuOrbPeaKdqMRwTTEZeZPdZKYOkhPFINfZ68c

Sosyolog/yönetmen Hakan Yavuz köy muhtarı Şükrü Zor'dan köylülerin sorunları hakkında toplu bilgi aldı. Sonra bütün besicilerle ayrı ayrı görüşüp sorunlarını dinledi, yaşayışlarından görüntüleri kayıt altına aldı.
Arıcılarımızdan Ramazan Varol'dan arıcılık hakkında bilgiler aldı.
...
Ayrıca biraz bu videodan aldığım resimler biraz da kendi çektiğimiz resimlerle bu konuyu biraz daha açıklamaya çalışacağım.

Akseki, Gündoğmuş, Bozkır üçgeni arasında Toros Dağlarının tepesinde Göktepe ve Akdağ yaylaları bulunur. Akdağ yaylasına Manavgat köylerinden Ahmetler, Gebece, Erengeriş, Tepeköy köylerinden hayvancılık yapan yörükler yaz aylarında hayvanlarıyla beraber çıkarlar. En kalabalık hayvan Ahmetler köylülerinde bulunur. Biz bu yazımızda Ahmetler köylülerinin yaşadığı su sıkıntısından söz etmek istiyoruz.
Aldürbe Alanında ve bir koyun sürüsü. Ahmetlerden yaylaya çıkan ve kalabalık sürüleri olan hayvancıların bir kısmı Akdağdaki obalarına göçerken bir bölümü de yaz boyunca bu alanda kalmaktadır.
 Yukarı yaylaya gidemeyen köylüler alanın kenarlarında kayalar arasındaki kuytu yerlere obalarını kurmakta ve hayvanlarını burada bakmaktadırlar. 

Hava serin olunca ve geceleri sürüler alanlarda yayılır.

Öğle sıcağında sürüler eşmelerindeki kaya gölgelerine çekilip 
dinlenir.
Öğleden sonra sağılır keçiler ağıllanır ve ağılda sütleri sağılır. Süt sağımı bitince oğlakları ile emiştirilir.

Helkelere ya da kovalara sağılan sütler daha ılık iken kazanlara dökülüp peynir çalınır.

Aldürbe oluğu. Onlarca koyun ve keçi sürüsü bu teknelerden sulanmakta, insanların içme ve kullanma suları bu oluktan sağlanmaktadır.

Ahmetler yaylası yukarıdan bakılınca iki bölüm olarak görünür. Deniz seviyesinden 1700 m. yükseklikte Aldürbe, Akkuyu, İmalı, Kuyu, Çırlavık bölümü; 2500 m. yükseklikteki Akdağ bölümü. Akdağdaki yörük obaları birbirinden 1 saat yaya yürüyüşü uzaklıkta yer almaktadır.Bu oba yerlerinin adları şöyledir: Sayyatak, Diyrak, Güllübelen, Tomsubaşı, Kızıleğri Önü, Bozlayan, Musabaylıcası, Aylıca...

(Resim büyütülecek olursa oba yerleri arasındaki hayvan ile yük taşıma yolları beyaz çizgiler halinde görülecektir.)


Yukarı yayladan (Akdağ) aşağı yaylanın (Aldürbe) görünüşü

Bu oba yerlerinde ve yakınlarında akarsu ya da göl yoktur. İnsanlar ve hayvanlar kar koyaklarındaki kar yığınlarından faydalanırlar.

Oba yakınındaki bu kar yığının aşağısında biriken sulardan hayvanlar sulanır, yukarıdaki temiz yerlerden de insanlar kar yükü kesip evine getirir.

Kar yığınlarından kar yükleri nacaklarla kesilir.

Kar yükleri kar koyağından ya da obruktan eve taşınırken kar ile gömlek arasına aba, ceket, keçe, kilim gibi soğuğu geçirmeyen bir yalıtıcı konur ki ciğerleri üşütmesin.

Koyaklardaki karlar tükenince sulanmak için derin obruklardan kar çıkarılır.


Keçi, koyun sürüleri obruktan çıkarılan karlar ile sulanacaksa görüldüğü gibi çıkarılan karlar su teknelerine konur ve eritilir.

Taşınan karlar plastik kaplar içinde eritilir. Keçiler kar yiyerek veya su içerek susuzluğunu giderir.

Susayan keçilerin bazısı kar yer, bazısı su içer.


Su ihtiyacı kardan sağlanınca her yörük çadırının önüne bir çeşme (!) kurulur. Obruklarda kar tükeninceye kadar Akdağda su sıkıntısı yok demektir. Obruklarda kar tükenince susuz kalmamak için aşağıya, Aldürbe, Kuyu, İmalı, Akkuyu gibi yerlere göçer obalar. İşte o zaman Ahmetler yaylasında su sıkıntısı başlar.
..................................................
Akkuyu Bucağındaki kuyu

Ahmetler Kuyusundaki kuyu

Çırlavık Çeşmesi

Kar sularından ya da yağmur sularından hayvanların sulanması için yapılmış gölet.

Yol çakıllamak için çakıl alınan çukurun yağmur suları ile gölet haline gelmesi

Arıların sulanması için tekneler devamlı arıcılar tarafından doldurulur.

Kimi besiciler hayvanlarını sulamak için su tankeri bulundurur.
...
Aşağı yayla yani Aldürbe, Akkuyu, İmalı, Ahmetler Kuyusu ve Çırlavık'ta yaz aylarında karlar çabuk erir ve tükenir.  Karlar tükenince su sıkıntısı başlar. Bu bölgede dört köyün insanları yan yana yaşamakta, hayvanları yan yana otlamaktadır. (Dört köy: Ahmetler, Erengeriş, Tepeköy, Kepez) Arada belirlenmiş bir sınır yoktur. Ancak su kaynağından uzakta olan obalarda su sıkıntısı yaşanmaktadır. Bölgede dört su kaynağı vardır: Aldürbe oluğu, Çırlavık oluğu, Ahmetler kuyusu, Akkuyu. Ortadaş yanındaki yol çakıllamak için çakıl alınmış bir çukur vardır. Yağmur yağınca bu çukurda yağmur suları birikir. Bir süre hayvanlar buradan sulanır ama bir süre sonra kurur. Bu göleti su kaynağından saymıyorum. Çünkü yağmur yağmazsa bu gölet yoktur. Akkuyunun suları karlar eridikten kısa süre sonra tükenmekte ve dipte çamur kaldığı için işe yaramamaktadır. Çırlavık suyunun bir kısmı Ahmetler Kuyusuna getirilmiş, orada bir depoda toplanıp kullanıma sunulmuştur. Çünkü burada Erengeriş, Tepeköy gibi iki köyden çok sayıda insan yaylaya çıkmakta yaz aylarını orada geçirmektedir. Ahmetler Kuyusunda hayvan sayısı az olsa da insan varlığı daha yoğundur. Ahmetler obalarında ise insan sayısı az olsa da hayvan sayısı daha çoktur ve su sıkıntısından hayvanlar da çok etkilenmektedir. Bu duruma çare bulmak için Ahmetler köylüleri Çırlavık'taki suyun bir kısmı hayvan besleyen obaların yoğun olduğu İmalı Önüne getirmek istediler. Borular, döşendi, çeşme yapıldı ama...  Ama işe şeytan karıştı. Döşenmiş borular bir gece gizlice işe yaramaz hale getirildi. "Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar" atasözünün anlamını içine sindiremeyenler "çoluk çocuk işidir, deli delpek işidir" diye geçiştirmek istediler. Neyse ki karşı taraf deli delpek gibi davranmadı, olayların istenmeyen boyutlara varması önlendi. Ancak şu bilinen bir gerçek. Daha dün kadar yakın zamanda Çırlavık'taki suyun tamamını Ahmetler köylüleri kullanıyordu. Rahmetli Arıcı Yusuf  Ahmetler kuyusundaki arıların su sıkıntısını görmüş ve "hayırım olsun" diye masrafını karşılayıp  Çırlavık suyunun bir kısmını Kuyu'ya akıtmıştı. Ancak sonradan burada nüfus yoğunluğu o kadar arttı ki Çırlavık suyunun tamamını getirseler bile yetmeyecek duruma geldi.
Dışarıdan bakan bir göz ile bakınca denebilir ki: "Üç köyün insanları da hayvanları da su sıkıntısı çekiyor. Beraber çözüm aranmalı." 
....
Çırlavık suyunun bir kısmı Ahmetler Kuyusu'na akıtılmıştı. Bir kısmı da İmalı Önü'ndeki yapılan çeşmeye akıtılmak için borular döşendi.
Bir gece sonra görülen manzara böyleydi. Onların boruları da böyle olabilirdi. Olmadı. Taraflardan biri olayların istenmeyen boyutlara varmasını önledi. Hukuk yolu denendi.
Keşif çıktı. Taraflar dinlendi. Yetkililer "Bu soruna çözüm bulunacak!" dediler. Aradan şu kadar sene geçti. Yetkililer hala sözlerinde duruyor.
Resimde görülen beton duvar hayvanların sulanması için yapılmış bir tekne kalıntısıdır. Çocukluğumda Mehmet dayımla ben yapmıştım. Resimde görülen insanların toplandığı günlerin ardından anılarımı şöyle yazıp paylaşmıştım.

SUSUZ ÇEŞME

2016 yılı Haziran ayı sonları. Yaylada komşular arasında su anlaşmazlığı olmuş. Keşif çıktı. Biz de gittik. Çırlavık’taki obalardan yukarıdaki Gökyalçı denilen yerdeki su kaynakları bakıldı. İnsanlarımız Gökyalçı’nın aşağısındaki yamaçta kümeler oluşturup konuştular. Yaylanın temiz havasını soludular, Çırlavık’ın çelik gibi soğuk suyunu içtiler; canlarına can katıldı.
Yamacın ortasında sağ kıyıda kayalara yakın yerde susuz bir çeşme var. Önünde de çakıllarla dolmuş beton bir tekne. Kimimiz bu çeşme ile tekneyi gördü, kimimiz farkına bile varmadı. Ben çeşme ile beton tekneyi görünce hüzünlendim. Çocukluk anılarım canlandı. Canlanıp gözlerimin önüne geldi.
Çünkü bu çeşmenin beton teknesini ben yapmıştım.
O zaman Gökyalçı’daki su kaynakları toplanmış, bir arkla bu çeşmenin olduğu yere kadar getirilmişti. Ark hayvanların gezerken yuvarladıkları çakıllarla dolmasın diye yassı taşlarla kapatılmıştı. Suların getirildiği yere bir duvar yapılmış, duvarın arasına ağaç bir oluk konmuştu. Ağaç oluktan sular altındaki ağaç tekneye akardı. Çırlavık’ta obada yaşayan insanlar içme, kullanma sularını bu ağaç oluktan doldururlardı. Bütün hayvanlar o ağaç tekneden sulanırdı. Ağaç tekneden taşıp akan suların birikmesi için yerlere yalaklar kazılmıştı. Yalakların kenarları hayvanlar su içerken çamur olmasın diye say taşlarla döşenmişti. Çeşmenin sağ tarafındaki kayalıklar sürülerden birinin eşmesiydi. Öğleyin eşmede dinlenen hayvanlardan susayanlar gelip bu tekneden sulanırdı. Çırlavık çeşmesinin yakınında bulunan Sayyatak, Tomsubaşı, Eğrikar gibi yerlerdeki diğer obaların hayvanları da buradan sulanırdı. Ağaç tekneler zamanla çürüyüp eskiyince yenisi getirilip konurdu. Bu biraz zahmetli olmalıydı ki büyükler buraya da Aldürbe Çeşmesi’nin önündeki gibi beton bir tekne yapmayı düşünmüşler.
Tekne yaptırma işini dayım Sarı Mehmet (Mehmet Güngör) üstlenmiş. Çeşmenin olduğu yere Akseki’den çimento torbaları develerle getirildi. O zaman motorlu taşıtların gelmesi için yol yoktu. En çok işe yarayan taşıt aracımız da develerdi. Yine develerle kalıp tahtaları, Kumlu Boğaz’da doldurulmuş olan kum çuvalları taşındı. Kazma, kürek, mala, keser, bıçkı, çivi tamamlandı. Helva yapmak için un, şeker, yağ tamamdı. Helvayı yapacak adam gerekti. Ama helva yapacak adam bulunamamıştı. Usta yoktu. Koyunun olmadığı yerde keçiye “Abdurrahman Çelebi” demişler. Adam yokluğunda gözler bana çevrildi. Ben o günlerde ilkokulu bitirmiş olmalıyım. Oğlak çobanı olmuşum. Oğlak güderken boş kalınca kaşık, oklava gibi el işleri yaptığımı; derelerde oyuncak değirmenler yapıp döndürdüğümü görmüşler. El yeteneklerimin iyi olduğunu anlamışlar. Keser, bıçkı kullanmasını da bildiğime göre “Bu çocuk bu tekneyi yapar. Başka usta aramayalım.” demişler. Dayım aynı zamanda obanın en büyüğü. Herkes onu sayar, onun sözüne değer verir. Dayım bir gün tuttu kolumdan, getirdi çeşmenin başına. Beni beton tekne yapımı için “ustabaşı” tayin etti. Kol kırıldı, boyuna yük oldu. Bu iş ya yapılacak, ya yapılacak. Keseri, bıçkıyı elime verdi. “Hadi başla!” dedi. Başladık.
Dayım tabana düz taşlar döşedi. Üstüne çakıllı harç ile beton döktük. Yan duvarların kalıplarını çakmak bana aitti. Kendi bildiğime göre yapmaya çalışıyordum. Ama ben ustabaşı olmama rağmen dayım ikide bir bana emirler veriyordu. “Şunu şöyle yap, bunu böyle çat…“ Dayımın işime karışması hoşuma gitmedi. Dayımın aksi bir adam olduğunu söylerlerdi. “Kız halaya, oğlan dayıya çekermiş.” Ben de biraz dayıma çekmiş olmalıyım ki aksilik yapmada ondan geri kalmadım. Karışmalarına bir sabır ettim, iki sabır ettim; sonunda bardak taştı. Keseri bıçkıyı bırakıp kenara çekildim.
“Dayı, usta sen isen al şu keseri, bıçkıyı kalıbı kendin yap. Yok, usta ben isem işime karışma. Bak, bir daha işime karışırsan varır giderim.”
Dayım işimi beğenmiş olmalı ki, aksilik yapmadı. Yelkenleri indirdi. Mum gibi oldu.
“Tamam dayısı. Usta sensin. Hiç karışmıyorum. Bildiğin gibi yap. Ben ustanın yanında işçiyim,” deyip beni de yumuşattı. Ondan sonra tarif edip emir vermedi. Yardım etti, benim istediğim plandan kalıbı çakıp, kalıbın içine düzgün taşlarla çimentolu harç ile duvar ördük. Kalıp sökülünce duvarı sıvadık. Güzel bir tekne oldu. Bu çeşme bir süre “Sarı Mehmet Çeşmesi” olarak anıldı. Daha sonra değişiklik oldu mu bilmem ama beton tekne hala sapa sağlam içi çakıllarla dolmuş haliyle duruyor. O şekilde görünce duygulandım. Eski bir tanıdığımı, bir dostumu görmüş gibi oldum. Yardımlarını gördüğüm bir yakınımmış gibi geldi bana. Çeşme zamanında başkalarına güzel hizmetler vermiş ki biz burada şimdi iyiliklerini anıyoruz. Sonra da zamanı dolunca kullanılmaz olmuş, bu duruma düşmüş.
Adama sormuşlar:
“Mamur mu çok, viran mı?”
“Viran,” demiş adam.
“Niye ki bak her taraf mamur, yeni yapılarla dolu.”
“Mamurun sonu da viran değil mi?”
Bir gün gelecek her birimiz bu susuz çeşme gibi, beton tekne gibi işe yaramaz duruma geleceğiz. Bunları düşününce aklıma bir soru geldi, kendi kendime sordum:
“Bu kuru çeşme, çeşme iken bile zamanında insanlara da, diğer canlılara da hizmetler vermiş, iyilikler yapmış. Şimdi onu hizmetleri ile iyilikleri ile anıyoruz. Acaba bir süre sonra ben de bu çeşme gibi işe yaramaz hale gelince iyiliklerimden söz edilecek bir şeyler bırakacak mıyım geride?”
Bırakabilecek isek ne mutlu bize!